4 Mart 2019 Pazartesi

Sinop

Geçenlerde bir hafta sonunu Sinop’ta geçirdik. Bir süredir Sinop’ta yaşayan değerli öğretmen arkadaşım Cengiz Keskin’in de eşlik etmesiyle Türkiye’nin en kuzeyindeki bu küçük ve şirin şehrimizi hakkını vererek gezme imkanı buldum.

Sinop’a sadece THY ve Pegasus’un düzenli uçuşları var. Şehrin 8 kilometre dışında bulunan havaalanı terminali yenilenmiş. Terminal içerisinde kurumsal bir araç kiralama firması olmadığından aracımızı şehir içerisinden yerel bir firmadan kiraladık. Sinop hakkında ilk bilgileri de her zaman yaptığımız gibi havaalanında aracımızı teslim eden arkadaştan aldık.

Konaklama için Sinop polisevini tercih ettik. Denize bakan odalarda kişi başı fiyat 42 lira deniz görmeyenler 34 lira. Bu fiyata kahvaltı dahil değil.

Sinop şehri bir yarımada üzerine kurulu. Karadeniz genelinde dikkatimi çeken mantar gibi her yere yüksek katlı binalar yapma mevzusu bu şehirde de varlığını hissettirse de doğu karadeniz şehirlerindekiler kadar bariz değil. Yapılan bir araştırmaya göre Türkiye’nin en mutlu insanları da bu şehirde yaşıyormuş. Acaba bunda Sinop’ta şehirleşmenin insanı mahveden boyutta olmamasının bir etkisi var mı? Mesela şehir merkezinde hiç trafik ışığı yokmuş.

Sinop’ta gezilmesi görülmesi gereken yerlerin başında Sinop kalesi geliyor. Yapılış tarihi M.Ö 8. yüzyıla kadar uzanan kalenin bugünkü halinde Selçuklu etkisi var. Kalenin burçları fazla yüksek olmasa da buradan güzel bir liman manzarası izlemek mümkün.
Kalenin girişine gelirken Romen Diyojen’in heykeli dikkatimi çekmişti. Meğer ünlü filozof Diyojen sinop’ta doğmuş. Belli ki Sinoplular hemşerileriyle gurur duyuyorlar.  

Kalenin ardından tarihi Sinop cezaevi’ne geçtik. Burası, tarihi surları, yaşanmış yüzlerce hikayesi, hissettirdiği farklı duygularla gerçekten özel bir mekan. 1930 lardan bugüne kimbilir kaç mahkuma ev sahipliği yapmış olması insanı düşündürüyor. Sabahattin Ali meşhur şiiri “Aldırma Gönül” ü burada hükümlü olduğu dönemde yazmış. Deniz tarafına en yakın olan binanın 2.katında Sabahattin Ali’nin kaldığı koğuş görülebilir. Bir çok dizi ve filme ev sahipliği yapan cezaevinin koğuşlarından birisi dizi seti olarak düzenlenmiş.Eskiyi hatırlatacak başka bir şey maalesef yok. Zindanlar, koğuşlar, avlular, disiplin koğuşları, mutfaklar içleri boş ve bakımsız bir biçimde ziyaretçilerini bekliyor.




Sabahattin Ali Koğuşu
Gazi caddesi boyunca yürüdük. Kalenin çevresi denize nazır kafe ve restoranlarla dolu. Burada meşhur Sinop mantısının tadına baktıktan sonra Sakarya caddesinde bulunan ve Adını ünlü Anadolu Selçuklu Devleti sultanı I. Alaeddin Keykubad'tan alan camiyi ziyaret ettik. Alaaddin caminin karşı tarafında yer alan Pervane medresesine uğradık. Anadolu’nun bir çok yerinde olduğu gibi burda da medrese turistik eşya alışveriş dükkanları ve kafe olarak hizmet veriyor. 
Alaaddin cami

Pervane medresesi
Yolun devamında arkeoloji müzesine geldik. Müze oldukça küçüktü ve içerisinde az eser vardı. Etnografya müzesine doğru devam ettik. Eski bir konak restore edilerek 150-200 yıl önceki yaşantı tasvir edilmeye çalışılmış. Odaların içleri balmumu heykellerle ve eski eşyalarla süslenmiş.

Bir sonraki durağımız Balatlar kilisesi kazı alanı oldu. Buraya yukarıdan bakma imkanı var ancak kilisenin olduğu bölüme inilemiyor. Yakın geçmişte yapılan kazılarda tarihi kilisenin yanında bulunan roma hamamı ve kilisenin alt bölümü günyüzüne çıkarılmış.
Balat Kilisesi

Etnografya müzesi
Tamamen kıyıyı takip ederek yarımadayı saatin ters yününde dolaştık. Yarımada fazla büyük olmadığından başladığımız yere geri gelmemiz inişli çıkışlı yola ve fotoğraf duraklamalarına rağmen yarım saat kadar sürdü. Bu yolda birkaç topçu bataryasının bulunduğu paşa tabyaları var. Fazla geniş bir alan değil ama geçerken durup bakılabilir. Tabyalardan sonra yarımadanın uç bölümleri yapılaşmaya açılmamış.Bir kaç plaj tabelası gördük.Rüzgar burada çok kuvvetli esiyor.

Sinop’un nispeten içinde sayılabilecek meşhur Hamsilos koyuna doğru devam ettik.Şubat ayı için oldukça sakin olacağını düşündüğüm bu doğa harikası koy güzel havayı fırsat bilen piknikçilerle doluydu. Arkadaşım Cengiz, yaz aylarında bu bölgede araç park edecek yer bulmanın imkansızlığından bahsetti. Yazın özellikle gurbetçiler Sinop’a akın ediyormuş. Ben burayı Stockholm’ün hemen dışındaki bakir koylara benzettim. Yeşilin yoğunluğu ve denizin berraklığı birebir aynıydı. Tek fark bizdeki doğada piknik eşittir mangal yapmak olgusunun Avrupalılarda olmayışı.
Hamsilos

İnceburun
Hamsilos koyundan yolumuz devam ederek Türkiye’nin en kuzey noktası İnceburun’a ulaştık. Burada bir deniz feneri var. Bir de 42,06 enlemine ayak basmanın verdiği his. Karadeniz’in içimize işleyen rüzgarı olmasaydı burada güneşi batırırdık belki.

Sinop’ta ikinci günümüzü merkezin dışına ayırdık. Merkeze 30 kilometre mesafede Erfelek tatlıca şelaleri bulunuyor. Şelalere gitmeden önce Erfelek’in içinde güzel bir kahvaltı yaptık. Kahvaltının ardından tabelaları takip ederek Karasu ırmağı boyunca ilerledik. Şelalerin bulunduğu alan orman bölge işletmesinin kontrolü altında ve 14 liralık bir ücret ödeniyor. Yazın gelip bütün gün kalanı anlarım ama kışın ortasında sadece şelaleri görmeye gelen insanlardan da para almak bana soygun gibi geldi. İlk ve en büyük şelalenin ardından yukarıya doğru tırmanarak irili ufaklı 20 civarı şelale görülebiliyormuş.Biz ilkini görmekle yetinip yolumuza devam ettik.

Navigasyona göre bulunduğumuz noktadan İnaltı mağarasına giden bir dağ yolu vardı ve mağaraya ulaşım süresini 50 dakika olarak gösteriyordu Sıcaklığın düşük olması ve dağlarda yer yer kar olması nedeniyle mağaranın açık olup olmadığını soralım dedik. Zira o kadar yolu boşu boşuna gitmekde vardı. Google haritalarda yazan telefon numarası yanlışmış. İnstagramda bulduğumuz numaradan mağaranın işletmecisine ulaştık. İyiki aramışız. Mağara kış sezonunda kapalıymış.

Geldiğimiz yoldan geri dönerken aniden kar bastırdı. İşin ilginci geçtiğimiz yerde kar yağarken arasıra kendisini gösteren deniz kıyısında kardan eser yoktu.



Yol ayrımında rotamızı kalesiyle ünlü Boyabat’a çevirdik. İlçede ufak bir tur attıktan sonra kaleye çıktık. Romalılar tarafından yaptırılan kaleye önce Selçuklular sonra Osmanlılar eklemeler yapmış. Benzerlerine kıyasla büyük ve bakımlı bir kaleydi. Kaleye yaya çıkış karanlık bir tünelin içinden yapılıyor. Çıkış yorucu olsa da kaleden manzara güzel. 
Dönüş yolunda haydi bir de Gerze’yi görelim dedik. Aslında Gerze’de görülecek tarihi bir yer yok ama hem güneşin batışına hem de uçağımızın kalkma saatine daha zaman vardı. Türkiye’de ilçeleri şehir merkezinden daha büyük görünen yerler var. Gerze de sanki Sinop’tan daha büyüktü. Burada da kıyıya paralel caddelerde birkaç tur atıp yeniden Sinop’un yolunu tuttuk. 
Akşam aracımızı tarihi cezaevine yakın bir yere park edip Sakarya caddesinde bir pastanede günün yorgunluğunu atarken bir kez daha küçük şehirlerin insana ne kadar fazla huzur ve yaşam kalitesi kattığını düşünüyorduk.

Sinop’ta nerede kaldık? Polisevi

Sinop’tan ne aldık? Üzümlü ve cevizli nokrul

Sinop’ta ne harcadık? Uçak bileti: 120 lira, Araç kirası: 200 lira, Mazot: 40 lira, Konaklama:42 lira, Yemek,ıvır zıvır: 120 lira

Hiç yorum yok:

Yorum Gönderme