17 Mart 2016 Perşembe

TANZANYA / Zanzibar adası


Thy den biriken 60000 milimin yanma süresi yaklaşıyordu. Milleri fiyat performans açısından en verimli rota olan Afrika’da kullanmaya karar verdim çünkü Avrupa’ya ödül bilet aldığınızda vergi adı altında ödediğiniz tutar bazen normal bir biletle aynı oluyor. Giden miller de cabası.

Sonuç olarak sömestır tatilini Tanzanya’nın Zanzibar adasında geçirmeye karar verdik ve 3 kişi için 60000 mil ve yaklaşık 1200 lira karşılığında İstanbul-Darüsselam-İstanbul biletlerimizi aldık.
Seyahat öncesinde Karaköy’de Hudut ve Sahiller sağlık müdürlüğü’ne gidip 10 yıl geçerliliği olan sarı humma aşısını yaptırmak gerekiyor. Ayrıca sıtma riski de var. Daha önce de Kenya’ya gitmiş ve sivrisinekler tarafından bol miktarda ısırılmıştım. Bu nedenle eş dostun “5 yaşında çocuk Afrika’ya mı götürülür, başka yer mi bulamadınız?” gibi sorularına ben pek aldırış etmedim.

Yolculuk günü hafiften kar atıştırmaya başladı ve uçağa binerken de oldukça yoğunlaştı. Neyse ki sorunsuz bir şeklide havalandık ve 6.5 saatlik bir uçuştan sonra Tanzanya’nın başkenti Darüsselam’a vardık.

Sıraya girip pasaportumuzu görevliye verdik bir müddet sonra adımızı söyleyerek çağırdılar ve vize ücretini (50 usd) ödeyip vizeli pasaportlarımızı aldık.

Afrika’da Mzungu yani beyaz adam eşittir zengin adam. 7 den 70 e herkeste bu kanı var ve Tanzanya’da özellikle turizm alanında çalışan herkes sizi bir şekilde ucundan da olsa öpmeye çalışıyor. Örneğin Darüsselam’dan Zanzibar’a giden gemiler kendi vatandaşlarına 10 dolar iken yabancıya 40 dolar. Ayrıca limana gidip kendi başınıza gemi bileti almak neredeyse imkansız. Bindiğiniz taksi sizi mutlaka birisine teslim ediyor, taksici o birisinden komisyon alıyor. Ya da bir şekilde limana kendiniz ulaştınız hemen sağınızda solunuzda birileri bitip sizi anlaşmalı olduğu gemi şirketinin ofisine sokmaya çalışıyor. Yine komisyon sizin cebinizden çıkıyor. Bu her yerde böyle. Az buçuk afrika tecrübem olduğundan dersime iyi çalışmıştım ve yanımda eşim ve kızım da var diye Zanzibar a dolmuş uçaklarla gidelim pahalı olsun ama temiz olsun dedim. Sandım ki havaalanında öpmeye çalışmazlar ama ne mümkün.

Daha havaalanının kapısından çıkar çıkmaz biri yanıma geldi ve Zanzibar’a uçak var 7 de kalkıyor dedi. “İyi” dedim “kaç para?” 75 dolar dedi. “Çocuk” dedim. Yarı fiyat dedi. Dedim “60 dolar a yaparsan giderim”. Olurdu olmazdı derken ofise girdik. Bu arada pasaport kuyruğunda tanıştığımız iki de Türk kız vardı. Onlar da Zanzibar’a gideceklerdi. Bak dedim başkaları da var. En son 65 dolar a bıraktı. Sanki taksiye biniyoruz. Neyse kabul ettik ve parayı ödedim. Tabi ortada bilet milet yok, sadece bir fatura var. İsimler ve ödediğimiz para yazılı. Kızlar da bilet aldıktan sonra adam bizi arabasıyla iç hatlara bırakmayı teklif etti. İki terminal arası kısa ama bavullarla yürünemeyecek bir mesafe var. Yolda hepimize su ikramında da bulunduktan sonra bizi terminalin yolcudan çok kargo girişini andıran bir kapısına bıraktı. Orda duran bir adamı göstererek “bu size yardımcı olacak”deyip ayrıldı. Bagajları x-ray den geçirdik. Baktım ortada ne check in kontuarı ne de bir yolcu. Sanırım içeri girdiğimiz kapı kargo terminali falandı.“Yardımcı” bagajları yükleme bandına koyup etiket bağladı. Sayımız kadar biniş kartını eline aldı. Biniş kartı dediğim üzerinde firmanın adı yazan bir karton. İsim, parkur,tarih yok. Sonra bana döndü ve alan vergisini ödemeniz gerekiyor dedi. Dedim ki alan vergisi bilet fiyatına dahil. Neymiş; ekstra olarak kişi başı 15 dolar ödememiz gerekiyormuş. Bu parayı neden sana vereyim. Sen kimsin falan dedim. Yetkiliymiş, bizim adımıza parayı yatıracakmış. Bu arada ilerde görülen yolcu terminaline doğru ilerlemeye başladık. Bu arada adam beni durmaksızın ikna etmeye çalışıyor. Eşim ve kızım diğer kızlarla beraber öndeydi. Onlara seslendim ve adamın bizi dolandırmaya çalıştığını söyledim. Bu sefer adam birisini telefonla arayıp bana verdi. Yetkili metkili dedi. Baktım telefondaki adam vergi dahil değil falan diyor. Telefonu suratına kapatıp adama verdim. Artık adam beni iyice sinirlendirmeye başlamıştı. “Sana para vermeyeceğim o biniş kartlarını hemen bana ver” dedim. Adam biniş kartlarını zaten verecektim efendim diyerek verdi. Bu kez de ben bu vergiyi cebimden ödeyeceğim şeklinde acındırma edebiyatına girdi.Ne kopartırsam kardır havasındaydı.Baktım karşıda genç bir pilot yürüyor. Ona seslendim. Hemen yolunu değiştirip bize doğru yürüdü. Bende ona doğru yürüdüm. Ona Tanzanya’da bilet parasına alan vergisi dahil mi diye sordum. Tabi içinde dedi. Bu adam bizden alan vergisi istiyor dedim. Hangi adam dedi. Arkama döndüğümde bizim “ yardımcı” çoktan yok olmuştu.

İlk dolandırılma girişimini böylelikle atlatmış oldum.

İlk kez böylesine ufak bir uçağa biniyordum. Büyük yolcu uçaklarında alıştığımız hiçbirşey yok. Bagajlar arka tarafta yerlerde. Boş bulduğumuz yere oturduk. Hareket etmeden önce pilot arkaya dönüp ufak bir bilgilendirme yaptı
video
 
Zanzibar adasına yolculuğumuz sadece yarım saat sürdü. Havaalanında taksi için yetecek kadar para bozduracaktım.Burada da merkezle havaalaanı arasında yüksek fark var.Yanyana birkaç döviz bürosu vardı. Hepsinin önünde adamlar içeri buyur ediyorlardı. Baktım hepsinde fiyat aynı. Tam bir tanesine yönelmişken genç bir beyaz içeriden söylenerek çıktı. Sonra bana dönüp ona gitmeyin dedi. Beyaz adam gitme diyorsa vardır bir hayır diyerek başka bir dövizciye girdim.
 Sabahın sekizi olmasına rağmen sıcak hava yüzümüze çarptı. Çıkışta taksiciye yorumları gayet iyi ve konumu merkezi olan Manch Lodge otele gitmek istediğimi söyledim. Tam düşündüğüm fiyatı söyledi. Hemen bindik. Arabayla bir noktaya kadar gelip araçtan indik. Eski şehrin dar sokaklarına araçlar giremiyor. Şoför önde biz arkada yürüyerek devam ettik. Yeşillikler içindeki şirin otelimize ulaştığımızda henüz kahvaltı saatiydi. Şoför bizi getirdiği için yine komisyon olayı girmesin diye hemen resepsiyona koştum. Kendimiz geldik diye özellikle belirttim. 2 kişi kahvaltı dahil 40 dolar dedi. Odaya baktım. İyi görünüyordu. Pazarlıkla 35 dolara indirdim. Taksici arkada bekliyordu. Ona bir şey kaldımı bilmiyorum. Eşyaları bırakıp kendimizi dışarı attık.
Zanzibar,Tanzanya’ya bağlı bir ada. Halkın büyük çoğunluğu müslüman. Zaten giyim kuşamdan hemen anlaşılıyor. Adanın merkezi Stone Town. Planımız birkaç gün stone town da kaldıktan sonra adanın sahillerini dolaşmaktı. Stone Town daracık sokakları ile ünlü. Farklı bir mimarisi var. Hem Arap hem Hint hem de Afrika kültüründen etkilenmiş. Evlerin kapıları ilk bakışta dikkat çekiyor.İhtişamlı bir şekilde oyulmuş. Çoğu ev bakımsız,boyasız. Yüzlerce telefon kablosu sokak aralarına bağlanan direkler üzerinden sıcağın da etkisiyle sarkıyor. Araçların giremediği sokaklarda ilerlerken bazen motorsikletler nedeniyle kenara çekilmek durumunda kalıyorsunuz. Sahile doğru çıkan sokaklar hediyelik eşya satıcıları, döviz büroları gibi turistlere hitap eden mekanlar sayesinde daha hareketli. Dükkanlar daha temiz, yollar daha bakımlı. 
Stone town Darajani pazarı 


Zanzibar'da yerel halkın ulaşım aracı matatuslar.
Stone town sokaklarında
 Merkeze doğru yürümeye başladık. Sahilde diğerlerinden farklı olduğu hemen belli olan büyük bir bina gördük. Adı “beit el ajaib”ya da “house of wonders”. Eskiden Zanzibar’ın ünlü bir ailesinin eviymiş. Neden acayip ev dendiğini sordum. Zanzibar’da ilk defa asansör bu eve yapılmış.
 Biraz daha ilerleyip Saray müzesine gittik. Müze biraz bakımsızdı. Zanzibar’ın yakın geçmişine ait sergilenen tüm objeler açıkta ve size hişt,kışt,dokunma,fotoğraf çekme diyen kimse yok. 

Saray müzesinin arkasında bulunan kaleyi gezdik. Bizim coğrafyada kaleler genelde yüksek yerelere kurulduğundan burayı pek de kaleye benzetemedik. Zaten arada kaldığından dikkatli bakmadan da görmeye imkan yok.
Beit el ajaib, saray müzesi ve kale
Stone Town sahilde devasa büyüklükte anıtlaşmış bir ağaç var. Gerçekten görülmeye değer. Çevresinde pinekleyen gençlerden biri Türk olduğumuzu anlayınca hasan şaş yavaş yavaş dedi. Bu anlamsız cümleyi daha önce Kenya’da duymuştum. Sonrasında Zanzibar’da ve ilerleyen zamanlarda başka ülkelerde birkaç kez daha duydum.İşe yarayacağını bilsem gidip bu dediğinin bir anlamı yok diyeceğim. Yahu kardeşim merhaba de, hoş geldin de hasan şaş yavaş yavaş ne demek.
Sahildeki anıt ağaç
Lazuli adında bir lokantaya gittik. Rengarenk boyanmış bir lokantaydı. Zanzibar’a özel bir yemek yokmuş. İçerdeki herkes beyazdı. Menüden bakarak sandviç tarzında bir kaçyemek sipariş ettik. Sunum ve lezzet güzeldi.

Ağacın hemen dibinde şeker kamışı suyu içtik. Adam merdaneli bir makine yardımıyla kamışın suyunu çıkarttı ve limon ve zencefil ekleyerek servis yaptı. Harika bir lezzet. Türkiye’de bu içeceği satan adam köşe olur. Ne menem bir şey bu diyenlere video aşağıda.
video

Stone town sokakları yukarıda da belirttiğim gibi çok farklı. Öğleden sonra saatlerini sıcaktan kaçmaya çalışarak atlattıktan sonra güneşin batmasına yakın Africa house’ın çatısındaki sunset bar’a gittik. Zanzibar’da gün batımını izlemek isteyen bütün turistler burada toplanmıştı.
Africa house'dan Zanzibar'da gün batımı
Gündüz sıcaktan dolayı bomboş olan Forodhani Garden hava karardıktan sonra açık hava lokantasına dönüşüyor. Çoğunluğu deniz mahsulü olan ızgaralar, tatlılar,hamur işleri, tropikal meyveler, içecekler tezgahlarda yerini almış. Deniz mahsulleri önceden kızartılmış olduğu için hiç yanaşmadık. Başı en kalabalık olan ızgaracıdan tavuk şiş, körili pilav ve patates kızartması aldık. Yemek yerken Zanzibar’da öğretmenlik yapan bir Türk çiftle tanıştık. Bizim kebapçının Forodhani’deki en iyi kebapçı olduğunu söyledi. Deniz mahsullerinin kaç günlük olduğu belli değilmiş. Tekrar tekrar ısıtılıp satılıyormuş. 
video

Ertesi gün baharat turuna katıldık.  Zanzibar çeşit çeşit baharatlarıyla ünlü olduğundan bu etkinlik Zanzibar’a gelenler için olmazsa olmaz. Sizi baharat bahçelerine götürüp baharatları tanıtıyorlar. Öğle yemeği de dahil 12 dolar. Turu kaldığımız otelden aldık. Zaten bütün oteller aynı zamanda seyahat acentası. Onlar da anlaşmalı acenteye paslıyorlar. Kahvaltıdan sonra tura katılacak müşteriler otellerden tek tek toplanıyor.
Adını hatırlayamadığım bir baharat. Kadınlar tarafından ruj olarak da kullanılıyormuş.
Turda bizden başka 3 Türkle daha tanıştık. Yaşlı bir Amerikalı çift vardı. Kadın bravo Afrika’ya getirmişsiniz çocuğunuzu dedi.
Tamamı aklımda kalmasa da kullandığımız baharatların nasıl yetiştiğini ve kullanılmadan önce hangi aşamalardan geçtiğini öğrendik. Hindistan cevizinin nasıl toplandığını gördük.
Turun bitiminden sonra Türk arkadaşlarla Stone Town sokaklarında dolaştık.
Akşam yemeği için Lukmaan lokantasına gittik. Zanzibar’da en meşhur Etiyopya lokantası burası. Yemekler hakkını veriyor.
Etiyopya mutfağı ile tanışmamız
Stone Town’da üçüncü günümüzde planım prison adasını ziyaret etmekti. Ada sömürge döneminde hapishane olarak kullanıldığı için bu isim verilmiş. Ayrıca  adada yaşayan devasa kaplumbağaları görmekte güzel bir etkinlik olacaktı.
Bir gün önce otele ada turu fiyatını sorduğumda adam başı 20 dolar demişti. Baharat turu gibi başkalarıyla birlikte yapılan bir tur olacaktı. Sahile indik, ağacın orada teknesinin başında duran birine kaça olur diye sordum gidiş geliş yarım saat bekleme ile 30 dolar dedi. Pazarlıkla 25 dolara indi. Beklemeyi de 1 saate çıkardı. Hemde tekne sadece bize özeldi. Kaptanımız Muhammed ile yarım saatlik bir yolculuktan sonra prison adasına vardık.
Adada önce dev kaplumbağaları görmeye gittik. En yaşlısı 140 yaşındaydı.Kızımız için çok güzel bir etkinlik oldu.

Hapishaneyi gezdik. Denizin mavisi muhteşem. Parmaklıklar ardından uzaklarda Zanzibar adası görülüyor.
Öğleden sonra Zanzibar’ın meşhur balık pazarına gittik. Gitmeden önce okumuştum ama bu kadarını beklemiyordum. Öyle berbat bir koku var ki anlatılmaz yaşanır. Zaten eşim ve kızım giremedi. Ben de hızlı bir yürüyüş yaptım. Bir tarafta birdenbire açık artırma gibi bir şey oldu. Herkes satıcının başına toplandı.Aynı anda balıkların üzerine onlarca sinek konuyor, satıcının el hareketiyle sinekler havaalanıyor ve saniyeler sonra tekrar konuyor. Ancak belirtmem gerekir ki ne alıcılar ne satıcılar bu durumdan rahatsız gibi görünüyorlardı. 
Zanzibar balık pazarı

Darajani pazarını dolaştık. Tropikal meyveler ve çeşit çeşit baharatlar pazarın gözdeleri. Sadece pazarda değil yol boyunca sokaklardada yere kurulmuş tezgahlarda insanlar ellerindekini satmaya çalışıyor.
Anglican kilisesini gezdik. Kilisenin bahçesinde eski köle pazarı müzesi var. Burası bir zamanlar kölelerin getirildiği ve alınıp satıldığı yermiş. Kölelerin boyunlarından ya da ayaklarından zincirlenerek hapsedildiği yer altı dehlizlerini gördük. Bahçede o günlerde yaşanmış acıların anısına yapılmış bir de heykel bulunuyor.

Aslında Zanzibar’ın bir çok yerinde sömürge ve kölelik dönemine ait izler bulmak mümkün. Beyaz adam bu bölgeye hep acı getirmiş. 

Löplöpçüler’in sitesinde okuduğum tavsiye üzerine adadan dönüşte Mercury’s de deniz mahsullü pizza yedik. Lezzet iyi ancak fiyat yüksekti.
Stone Town’da bir Hindu tapınağı olduğunu okumuştum. İç taraflarda olduğunu bildiğim tapınağı sora sora bulduk.(Shakti temple) Zaten Avrupa’da ki gibi haritaya bakarak yol bulma şansı yok. En iyi yöntem yerel halka sormak. Hindu tapınağının rahibi olduğunu söyleyen bir adam yanımıza gelip ufak kibrit gibi bir şeyleri satmaya kalktı. Tapınağımıza yardım edin dedi. Yardım etmek istemiyorum deyince çekip gitti.
Zanzibar'da bir hindu tapınağı
Jaws corner’da kahve içtik. Yerel halkın toplanıp muhabbet ettiği ve kahve içtiği bir alan. Bana Şanlıurfa’daki gümrük hanı hatırlattı.


Ertesi sabah Jambiani’ye gitmek için hazırlandık. Adanın köylerine gitmek için turist minibüsü denilen bir yöntem var. 10000 şilin (6 dolar) karşılığında sizi stone town’da otelinizden alıp adanın diğer taraflarındaki köylerde gitmek istediğiniz bungalow otellere kadar bırakıyorlar. Önceden otel planı yapmamışsanız beğenene kadar bir çok mekanı da görme ve ondan sonra karar verme şansınız oluyor.
Bizim planımız önce adanın doğusunda yeralan Jambiani’de birkaç gün gün geçirmek, daha sonra en kuzeyde bulunan Kendwa ve Nungwi’ye gitmekti. Minibüste bizden başka 3 turist daha vardı. Jambiani’ye varınca birkaç yere baktık. En son baktığımız “shehe bungalows” hem en iyi görüneni hem de beyaz adam yönünden en kalabalığı idi. Denize sıfır bungalowların fiyatı gecelik 35 dolar. Biz karar verince bizim minibüsteki diğer turistler de burada kalmaya karar verdi. 4 gece için 140 dolar’ı resepsiyondaki Ali’ye verdim.
Jambiani adada gelgit olayının en yoğun yaşandığı yerlerden. Ali’ye gelgit saatlerini sordum. Günde iki kere oluyormuş. En yüksek olduğu saat öğleden sonra. Coğrafya derslerinde öğrendiğimiz bu doğa olayını canlı izleme şansı bulduk.Tahminen kıyıdan 200 metre kadar uzaklaştık ve buna rağmen ayağımızın altında bir karış su vardı. Geçimini denizden sağlayan köyün kadınları da gelgitin en yüksek olduğu anlarda denizde yürüyerek önceden attıkları ağları topluyorlar. Günümüz okyanus kıyısında tembellik yaparak geçti. Denizin rengi muhteşem.
Gelgitin en yüksek olduğu anlarda denizin ortası
Bir baktık deniz almış başını gitmiş
Gelgitin azalmaya başladığı saatlerde kadınlar topluca suda yürüyüp attıkları ağları topluyorlar.
Deniz kenarında kız çocukları okuldan çıkmışlar, evlerine gidiyorlardı. Okul sabah başlayıp öğlen bitiyormuş. Adımızı söyleyince şaşırdılar. Ne de olsa beyazız. Bir tanesine Fatiha’yı biliyor musun dedim. Hepsi birden okumaya başladı.

Jambiani turizmden nasibini henüz almamış gayet mütevazi bir köy. Kuzeydeki köylere göre çok daha az turist ağırlıyor. Avrupa standartlarında lüks oteller, lokantalar, eğlence yani kısaca beyaz adamın çoğunlukla aradığı hiçbirşey Jambiani’de yok. Bungalowlarda çok basit bir konaklama var. Bırak televizyonu, kablosuz interneti, priz bile anca bir tane. En önemli sorun sadece Jambiani’de değil tüm Zanzibar’da elektrik kesintileri. Adaya elektrik Tanzanya ana karadan sağlanıyor ve hergün düzenli olarak mutlaka elektrik kesiliyor.
Jambiani sahili
Denizden sonra bungalowa döndük, su akmıyor. Ali’ye haber verdim. Hakuna matata dedi. Bu cümle swahili dilinde “hallederiz,sorun yok” demek. Gece elektrik kesilmiş. Su pompası o yüzden çalışmıyormuş. 10 dakika sonra geldi hallettim dedi. Su azar azar gelmeye başladı.
Ali’yle muhabbet ettik. Ona Türkiye’den bahsettim. Nedense beyaz adamın müslüman olabileceğine pek inanmıyor gibi geldi.
Akşam üstü köyü bir gezelim hem yerel bir lokanta buluruz belki dedik. Bungalowların hemen arkasındaki köye girdiğimiz anda bizim yaşam standartlarımızın çok altında koşullarda yaşayan halkla karşılaştık. Halk baraka bile denmeyecek derme çatma evlerde yaşıyordu. Yol namına hiçbirşey olmadığından düz gördüğümüz yerlere basarak ilerledik. Çocukların ayaklarında ya bir terlik vardı ya da hiçbirşey yoktu. Kadınlardan bazıları evlerinin önünde yaktıkları bir ateşte bir ağaç kütüğünün üzerine oturmuş birşeyler pişiriyorlar bazıları çamaşır yıkıyorlardı. Çöpler belli aralıklarla bir kenara yığılmış; keçiler,inekler bu çöplerin içinde yiyecek birşeyler aranıyorlardı.  
Derme çatma bir lokantada tavuk şiş yedik. Adam şişleri hemen orada hazırladı. Ateşi yaktı ve pişirdi. Doğal ortamda yetiştiğinden olsa gerek tavuğun lezzeti harikaydı.

Dönüşte hava kararmıştı. Köyde sokak aydınlatması diye bir şey yok. Her yer zifiri karanlık. Elektrik varken böyleyse kesildiğinde nasıl olur diye düşündük. Evlerin arasından yolumuzu zor bulduk. Yemeğin ardından sahildeki barlardan birine fener yardımıyla gidip mum ışığında bir şeyler içtik. Sahilde yürürken minik yengeçler fenerin ışığından bir o yana bir bu yana kaçışıyordu.

Gece dalgaların gürültüsünde uyumaya çalışarak geçti. Dalgalar adeta bungalovumuzun içindeydi. Bir de üstüne elektrik kesildi. İçeriyi su bassa nasıl kaçarız diye düşündüm. Yola çıkmadan birkaç gün önce Phuket’de yaşanan Tsunamiyi anlatan bir film izlemiştim. Sanırım onun da etkisi oldu. Ne yalan söyleyeyim korktum.
Ertesi sabah okyanus manzarasında tropikal kahvaltımızı yaptık. Mango buralarda kahvaltıların olmazsa olmazı.

Baharat turunda tanıştığımız Türklerden mesaj geldi. Nungwi çok canlıymış. Elektrikde kesilmiyormuş. Ani bir kararla eşime Nungwi’ye geçelim mi diye sordum. O da zaten dünden razıydı. Tamam dedi.
Kahvaltıdan sonra Ali’den peşin ödediğim 140 doların 105’ini geri almaya gittim. Ali, Nungwi çok kalabalıktır,gitmeyin falan dedi. Israr edince müdüre haber vemem gerekiyor dedi. Biraz sonra ilk kez gördüğüm bir adam geldi. 3 günlük ücreti istediğimi ona da söyledim. Müdür paranın bir günlüğünü iade edebileceğini söyledi, neden diye sorduğumda gözümün içine baka baka 70 dolarımı cebe indirmenin yasal bir gereklilik olduğunu, bu parayı kayıtlı müşteri! olduğumuz için Tanzanya hükümetine aktardığından  bahsetti. Ben önce Jambiani’nin güzel olduğunu ama başka yerleri de görmek istediğimizi anlattım. Sonra konuyu din kardeşliğine getirip kibar bir şekilde yaptığının müslümanlıkta haram olduğunu falan söyledim. Ama tabi ki bunlar işe yaramadı. Tabancamda tek atım kurşunum kalmıştı. “Tamam” dedim “kesintiyi yap ama Stone Town’a döndüğümde sizin hakkınızda bir şikayet dilekçesi yazacağım”. Sadece birkaç saniye sessizlik oldu. Adam “biz sizi mutlu etmek istiyoruz” dedi. Akabinde Ali önündeki defterin arasından paraları çıkartıp önüme 105 doları saymaya başladı. Yine başarmıştım. Kendi kendime “Allah’tan korkmuyorlar resmi makamlardan korktukları kadar” diye geçirdim. 

Jambiani-Nungwi arası 100 km.den biraz fazla. Yol üzerinde Jozani ormanı adında bir milli park yer alıyor. Sadece Zanzibar’da yaşayan Kırmızı Colobus maymunları ile ünlü.  Bir de kelebek merkezi var. Adada yaşayan yüzlerce çeşit kelebeği yakından görüp oluşum ve gelişim evrelerini gözlemliyorsunuz.
Turist getiren araçlardan bir tanesiyle Nungwi’ye gitmek için Jozani ormanında ve kelebek merkezinde birer saat durup bekleme de dahil 40 dolara anlaştım.
Jozani ormanının giriş ücreti 12000 şilin. Bu fiyata rehber eşliğinde gezme dahil. Gelenleri guruplar halinde içeri alıyorlar. Rehberimiz ormandaki çeşitli tropikal ağaçları, sifalı bitkileri tanıtarak yürürken birdenbire durdu. Biz maymunlar için durduk zannettik. Meğer yolumuzun üstünde ateş karıncaları yürüyormuş. Sakın basmayın dedi. Bunlar çok hızlıymış. Bir anda vücudumuzu sarabilirlermiş. Ne kadar tehlikeli olduklarını göstermek için uzun bir dal kırıp önlerine koydu. En baştakinin ardından hepsi yollarını değiştirip birkaç saniye içinde dalı sardı.
Maymunların kırmızısı ve mavisi varmış. Ancak mavilerin sayısı azmış. Bu tür maymunlar Afrika’da sadece Zanzibar’da yaşıyormuş.
Tekrar aracımıza binerek Kelebek merkezine doğru yol aldık. Adam başı:9000 şilin.  Girişte adam bozuğunun olmadığını söyleyerek 20000 şilinin üstünü vermedi. Çıkışta uğrarım dedim. Keyifli ve bilgilendirici bir gezi oldu. Rehberler kelebeklerin gelişim aşamaları hakkında bilgi veriyor. Tüylü tırtıl halinden başlayarak kelebek olana kadar uğradıkları değişimleri gördük. Rengarenk kelebekler var. Çıkışta adama 2000 şilin para üstünü hatırlattım. Unutacağımı düşünmüş olmalı ki gönülsüzce çıkarıp verdi. 
Jozani ormanı

Kelebeğin kısa ömrü hakkında bilgilendirme

 Nungwi’ye giderken şoföre yol üzerinde bir yerel lokantada durmasını söyledim. Turistin olmadığı yerlerde fiyatlar çok ucuz. Adeta sebil.
Nungwi’de Türk arkadaşların da kaldığı bungalovlara gittik. Gecelik kahvaltı dahil 35 dolar. 4 gece için toplam 120 dolar a anlaştık. Yan odada tek başına Afrika’yı gezen Kanada’lı bir kadın vardı. Kızımla çok iyi anlaştılar.
Türk arkadaşlarla birlikte Nungwi köyünü gezdik. Onlar güzel bir yerel lokanta keşfetmişler. . Fiyatlar sahildekilerin beşde biri. Bizden başka tek bir beyaz adam bile yok. Ahtapot bacağı yedik. Hayatımda yediğim en lezzetli patates kızartması da buradaydı. Ancak hijyen buralara uğramamış. Mesela mango suyu istiyorsunuz. Kullanılmış eski püskü bir pet şişede geliyor. Adam sıkıp şişeye doldurmuş. Aynı şişe çöpe atılmadan defalarca kullanılıyor. Biz bardak istedik ama yerel halk pet şişeden kafaya dikiyordu.
Bizden bir gün sonra Türk arkadaşlar stone town a dönünce denize daha yakın olan onların kaldığı odaya geçtik.
Burda da gel git hissediliyor ama Jambiani kadar yoğun değil. Yine de sahilde yürüyüş yaparken gel git olayını iyi öğrenmek gerekiyor. Bazı yerlerde sahil dar.
Kenya Mombasa’da motorculardan bir tanesi bana “siz beyazsınız, istediğiniz resorta elinizi kolunuzu sallaya salllaya girersiniz “ demişti. Bunun üzerine Mombasa nın en ünlü 5 yıldızlı otellerinden birine girip havuzundan faydalanmıştık. Aynı şeyi Nungwi’de de yaptık. Sahildeki resort otellerden birine deniz tarafından girip havuzunu kullandık. Canımız istediğinde deniz, istediğinde havuz keyfi güzel oldu.



Nungwi hareketliydi. Çok sayıda Türk gördük. Lokantalar,barlar,marketler,oteller bol miktarda var. İlk akşam tek başıma markete giderken biri yanıma gelip “kadın ister misin” dedi. Eşimin de burda olduğunu söyledim, bu kez “duman ister misin” dedi.
Kaldığımız süre boyunca yerel pazardan bol bol tropikal meyveler aldım. Afrika bu konuda harika. Benim favorilerim mango ve jack fruit oldu.
Bir öğleden sonra Kendwa’ya gittik. Burada da sahilde küçük büyük oteller, bungalovlar, kafeler var. Tüm sahil köylerinde denizin arka tarafı yerel halkın yaşadığı yerler. Sanırım zengin turistler otobüslerle sahildeki resort otellere getiriliyor ve oradan tatilleri boyunca hiç çıkmıyorlar. Bence gerçek Zanzibar’ı keşfetmek için kesinlikle yerel halkın yaşadığı yerleri görüp onların arasına karışmak gerekli.
Köyün okuluna gittim. Ders bitmiş, çocuklar henüz dağılıyordu. Yönetici olduğunu sandığım birisine kendimi tanıtıp gezmek için izin istedim. Yanyana sınıflardan oluşan tek katlı bir okuldu. Sınıflarda cam ya da kapı yok. Yolda gelirken gördüğüm diğer okullar da böyle camsız, kapısızdı. Sınıflarda eski bir karatahta, sıvaları dökülen boyasız duvarlar, iri sıralar ilk dikkatimi çekenler oldu. Çok kısıtlı imkanlarda daha doğrusu imkansızlıklarda eğitim veriliyor. Bizim öğrencilerin buradaki yaşıtlarına göre aslında ne kadar şanslı olduğunu düşündüm.

Jambiani’deki sırt çantalı İngilizleri gördüm. Baktım suratları bir karış. Gece sahilde çekerlerken polis gelmiş, karakola götürmüş, yüksek bir rüşvetle kurtulmuşlar.
Nungwi’de kaplumbağalarla birlikte yüzülebilen bir havuz olduğunu okumuştum. Buraya bir sabah kahvaltıdan sonra gittim. Girişte adam giriş ücreti istedi. Bakayım beğenirsem eşimle geleceğim dedim. Küçük bir havuzda birkaç büyük kaplumbağa yüzüyor. İlgimi çekmedi.
Bir gece paraya kıyıp akşam yemeğine Hilton’a gittik. Ne eşim ne de ben hayatımızda hiç ıstakoz yememiştik. Ortaya ıstakoz, çorbalar, 2 mükellef deniz mahsulü menüsü,ortaya meyve, tatlılar ve içecekler için 60 dolar ödedik. Sahildeki diğer lokantalarda da ortalama 20 dolar ödediğimizi düşününce bu fiyat fazla gelmedi.
Stone Town’a döndükten sonra yine ilk kaldığımız otele gittik. İkinci gelişimiz diyerek otel ücretini biraz daha düşürdüm. Son günümüzü dolu dolu alışverişe ayırdık. Darajani pazarı Zanzibar’a özgü baharat satın almak için mükemmel. Ara sokaklarda ise el yapımı ahşap biblolar, resimler ve hediyelikler var.
Darüsselam’a dönüş için Zanair uçak biletine,acentadan almamıza rağmen adam başı 34 dolar ödedik. Çocuk yarı fiyat. İşin ilginci Zanair’in internet sitesinde bile bu kadar düşük fiyatlar yoktu. Zanair’in güzel yanı Darüsselam havaalanında yolcularını iç hatlardan dış hatlara ücretsiz bırakması.
Geliş uçuşumuza göre daha büyük ve konforlu bir uçuştan sonra Darüsselam havaalanına indik. Bagajları servis aracına yüklerken birisi yardım edip bahşiş istedi. “Ben senden yardım istedim mi” dedim, gitti. Bu kez de eşim kızdı “iki kuruş versen n’olur” diye.
İstanbul’a dönüş için uçak saatimizi beklemeye başladık.30 derecenin üstünde geçirdiğimiz 12 günün sonu. Kışlıkları bavulun en dibinden çıkartmak biraz zor oldu tabi :)

Seyahat tarihleri 27 ocak - 8 şubat 2013