2 Şubat 2017 Perşembe

HOLLANDA / Amsterdam

Biraz farklı bir yer Amsterdam. Hem sakin hem çılgın. Hem rahat hem hareketli. Hem özgür hem kuralcı. Şehrin gece ve gündüz bitmeyen enerjisi, yerini yarım saatlik bir otobüs yolculuğuyla ulaşılacak köylerde tarifsiz bir huzura bırakıyor. Cinsel içerikli gösteriler sunan mekanlar bir tarafta, yasal sınır dahilinde uyuşturucu satılan ve içilen kafeler diğer tarafta. Tüm bu uygunsuz mekanların yanında geniş ve ferah parklar ve bu parklarda spor yapan insanlar. Ayrıca araçlardan daha çok göreceğiniz bisikletler. Sanırım kurallar dahilinde herşeyin bir arada olduğu ender şehirlerden Amsterdam. Tüm farklı özellikleriyle bu şehir kendisine ayrılacak birkaç günü hak ediyor.
Amsterdam’a İstanbul’dan 3 saatlik bir uçuş sonrasında vardım. Pasaport polisinin klasik sorularını geçip şehir merkezine gitmek için 197 numaralı otobüse bindim. Bu otobüs yol üzerinde sadece birkaç durakta durduktan sonra 35 dakikada Amsterdam’da Leidseplein’e ulaşıyor. Ücreti tek yön 5 euro ve bilet şoförden yada otobüs duraklarının hemen arkasında bulunan seyyar ofisten alınabiliyor. Otobüsler 10 dakika aralıklarla çalışıyor. https://www.connexxion.nl/amsterdam-airport-express/1241/
Kanal gezileri üstü açık teknelerle yapılıyor.
Sabahın ilk ışıklarında Amsterdam.
Amsterdam'da bir bisiklet parkı.
197 numaralı otobüs dışında Amsterdam havaaalanından Central istasyonuna 15 dakika aralıklarla giden tren de var ancak ben kalacağım hostelin Leidseplein’e yakın olması nedeniyle otobüsü tercih ettim.
Aşağıda harita üzerinde belli başlı gezilecek yerleri içeren bir gezi planı oluşturdum. Otobüslerin ve tramvayların başlangıç noktası genellikle Central istasyonu. Toplu taşıma araçları veya bisiklet ile gezme imkanı var ancak yürüyerek gezmek için oldukça kolay bir şehir Amsterdam. Eğer müze gezmek gibi bir niyetiniz yoksa Amsterdam’ı bir tam günde gezip bitirmek mümkün. Müze gezecekseniz Amsterdam kart veya müzekart gibi indirim kartlarını almanız fayda sağlayabilir.

Şehri farklı bir açıdan görmek için kanal turları yapan teknelere binebilirsiniz. Kanal turlarının kalkış yerleri ve fiyatları arasında ufak farklar var. Ancak ortalama 15 euro ödediğiniz bir kanal turu size bazı müzelerde de indirim sağlayabiliyor. Bu nedenle gitmeden önce kombine bilet almak için kanal turlarının internet sitelerini incelemkte fayda var.
Ben Leidseplein’da kaldığım için önce bu bölgeye yakın olan yerleri yürüyerek gezdim. Leidseplein her ne kadar meydan diye anılsa da insan ve araç trafiğinin yoğunluğundan dolayı bana sıradan bir cadde izlenimi verdi. Hostelim, Leidseplein otobüs durağına 5 dakika uzaklıktaydı ve bir gecelik yatak ücreti olarak 9 euro ödedim ki Amsterdam şartlarında bu fiyat gayet iyi. Fiyata kahvaltı dahil değil ancak mutfak imkanları çoğu hostelde olduğu gibi burada da var. http://www.marnixhotel.nl/

Rijksmuseum: Amsterdam’ın en ihtişamlı müze binası. Sanat, tarih, resim, müzik, heykel, biblo,kısaca herşey bu müzede. Zaten binanın dışının ihtişamı içinde göreceklerinizin habercisi gibi. Sadece turistler değil Amsterdam’lılar da bu müzeye büyük ilgi gösteriyorlar. O nedenle günün her saati kalabalık. Giriş ücreti: 17.50 eur. 
Ünlü "I Amsterdam" ve arka planda Rijksmuseum
I amsterdam yazısı: “Bu da gezilecek yer mi hocam” diyebilirsiniz ama inanın yazı o kadar popüler olmuş ki nerdeyse önünde resim çektirmeyeni dövecekler. Yeri hemen Rijksmuseum’un arkası.
Van Gogh müzesi museumplein'da

Museumplein (müze meydanı): I amsterdam yazısı önünde fotoğraf çektirmeye çalışan insan kalabalığını arkamda bırakıp biraz ilerleyince yemyeşil çimlerin olduğu bir alana geldim. Burada bulunanlar Hollanda ile özdeşleşmiş Van gogh müzesi ve Stedeljik müzesi. Van gogh ve eserlerine ilgi duyanlar için müzeye giriş ücreti 17 euro. Yolun karşı tarafında da konser salonu bulunuyor.

Vondelpark
Vondelpark: Amsterdam’ın en ünlü parklarından biri. Günün her saatinde yürüyüş yapanları, koşanları, köpeğini gezmeye çıkartanları ve bisikletlileri görebilirsiniz. Girişlerinden bir tanesi Leidseplein ile Rijksmuseum arasında.
Amsterdam’da bunlar dışında duyunca tuhaf gelebilecek müzeler de var. Seks müzesi, işkence müzesi, marihuana ve haşhaş müzesi gibi. Ayrıca dünyaca ünlü Amsterdam birası Heineken’in imalat aşamalarını izleyebileceğiniz Heineken experience, birinci dünya savaşı sırasında yahudi soykırımının simge isimlerinden Anne Frank’ın tanıtıldığı Anne Frank’s house ve Ajax futbol takımının tarihinin anlatıldığı Ajax experience da bulunuyor.
Hermitage Amsterdam



Heineken müzesi


Marihuana müzesi Red light'da.
Dam Meydanı: Herkes tarafından bilinen şehrin en ünlü meydanı. Çevresinde kraliyet sarayı ve madam tussaud müzesi de yer alıyor. Genç yaşlı tüm Amsterdam’lıların ve turistlerin en önemli uğrak yerlerinden birisi. Günün ilerleyen saatlerinde meydanda performans sanatçıları oluyor. Meydanın arka tarafında bulunan ve centraal istasyonuna kadar uzanan trafiğe kapalı sokaklar alışveriş ve yeme içme için ideal.
Dam meydanı gündüz ve gece
De Wallen (Red light): Tren istasyonunun karşısında yolun sol tarafında kalan bölge Red light olarak adlandırılıyor. Kanallar boyunca uzayan sokaklar gündüz sıradan bir görüntüye sahip. Hatta aralarda çeşitli işyerleri, dükkanlar ve ofisler bile var. Hava karardıktan sonra bu sokaklardaki bazı evlerin ve işyerlerinin renkli ışıkları yanıyor ve kadınlar geçmişi 18.yüzyıla dayanan bir mesleği icra etmeye başlıyorlar. Ziyaretçiler ayrıca theatre denilen gösteri merkezlerinde cinsel içerikli şovlar izleyebiliyor yada adına coffee shop denilen bazı dükkanlarda gramla satılan tütün maddelerden içebiliyor. Özgürlüğün bu kadarı da fazla diye düşündüren bu bölgede kısa bir tur atıp hostelin yolunu tutuyorum.
Waterloo Plein: İğneden ipliğe ikinci el eşya ve giysilerin satıldığı bir pazar yeri.
Niuewendjik caddesi: Central station ile Dam meydanı arasında kalan caddelerden en ünlü olanı. Bir çok giyim markasını bulabileceğiniz gibi, sağlı sollu kafe ve lokantalarda da oturabilirsiniz. Bu caddede simit sarayının da şubesi var.
Central station: 1889’da tamamlanarak hizmete giren bu büyük istasyon yapısı, hem ülke içi hem ülke dışına çıkan trenlerin kalkış yeri. Aynı zamanda Amsterdam halkı için bir buluşma noktası. Şehir içi ulaşımda kullanılan tüm otobüs ve tramvaylarında ilk durakları istasyonun önünde.

Rembrandt plein: Şehrin işlek caddelerinden biri üzerinde yer alan bu meydanda hollanda’lı ressam Rembrandt’ın bir heykeli var.
Bloemenmarkt: (Çiçek pazarı) Hollanda lale üretiminde ve pazarlamasında dünya birincisi. Amsterdam’da kurulan Bloemenmarkt’da yüzlerce çeşit lale fidanı ve diğer çiçek çeşitleri satılıyor.
Spui: Bir çok kafe ve barın olduğu ufak, güzel bir meydan.
Spui
Bloemenmarktta lale tohumları
Rembrandt meydanı

24 Aralık 2016 Cumartesi

ARNAVUTLUK / Tiran, İşkodra

Arnavutluk’a birkaç kez seyahat ettim. Balkanlarda yaptığım farklı gezi rotalarında Arnavutluk’u genellikle geçiş amaçlı kullandığımdan olsa gerek bu güzel ülkeye tam anlamıyla vakit ayıramadım. Oysa Arnavutluk gerek doğal güzellikleri, gerek insanlarının sıcakkanlılığı, gerek ucuzluğu ile gezginler için Avrupa’da benzersiz bir destinasyon.
İskender bey meydanı

Arnavutluk’un başkenti Tiran. Ülkeye girişte (veya çıkışta) genellikle pasaportunuza damga bile basılmıyor. Havaalanı içinde döviz bozdurmak isterseniz, sadece bir tane ofis var. Ancak elinde para ile gezen kişiler ofisten daha yüksek bir kur ile size yardımcı oluyorlar. Havaalanı Tiran’a yarım saat uzaklıkta. Tiran’a yaklaştıkça artan trafik bu sürede etkili oluyor. Havaalanından çıkışta sol tarafa doğru yürüyünce araç parkından saat başı kalkan minibüsler 250 Lek (yaklaşık 6 lira) karşılığında Tiran İskender bey meydanına gidiyor.
Arnavutluk başta belirttiğim gibi gayet ucuz bir ülke. Para birimi lek. 1 usd yaklaşık 130 lek.Euro biraz daha yüksek. Bazı örnekler vermem gerekirse; herhangi bir sokak kafesinde bira 70-100 lek, kahve 20-30 lek. Bir dilim pizza 80-100 lek. Bir porsiyon köfte 200 lek. Kahvaltılık börek dilimleri; peynirli 20, kıymalı 30 lek. Hostelde tek kişilik yatak 1200 lek. Şehirlerarası otobüs ücreti (örneğin işkodra-tiran) 400 lek.
TİRAN (TİRANA)
Havaalanından yukarıda bahsettiğim saat başı kalkan minibüslerle Tiran’ın İskender bey (Sheshi Skenderbej) meydanına çıkan sokaklarından birine ulaşılıyor. Tiran fazla büyük ve turistik bir yer değil. Meydanda göreceğiniz İskender bey heykeli, hemen arkasında bulunan Osmanlı’dan kalma Edhem Bey camii ve yanındaki saat kulesi, yine meydanın diğer tarafında bulunan duvarlarındaki insan süslemeleri ile dikkatinizi hemen çekecek müze binası Tiran’da kısa bir süre içerisinde görülebilecek yerler.
Edhem efendi camii Arnavutluk'ta yıkılmayan bir kaç Osmanlı eserinden biri

Arnavutluk’ta Osmanlı zamanında yapılan eserler, ülkeyi 2. Dünya savaşından, öldüğü 1985 yılına kadar yöneten Enver Hoca zamanında neredeyse tamamen yok edilmiş. Edhem bey camii yıkılmamış ancak 1966 yılında kapısına kilit vurulmuş. 1990’larda esen demokrasi rüzgarının ardından yeniden ibadete açılmış.
Tiran’ın İskenderbey meydanına çıkan caddeleri, meydandan biraz uzaklaşıp ara sokaklara girince yerini daha köhne binalara, bakımsız kaldırımlara bırakıyor. Sokak pazarları tüm canlılığına rağmen halkın yaşamı hakkında bilgi veriyor. Arasıra karşınıza pejmürde dilenciler çıkıyor. Bu haliyle Avrupa’nın göbeğinde olmasına rağmen bir başkentin turizmden neden yeterince nasibini almadığını anlayabiliyorsunuz. Burada belirtmem gerekir ki Arnavut halkı çok sıcakkanlı ve yardımsever. Dil bilsin yada bilmesin size yardımcı olmak için ellerinden geleni yapıyorlar.
Tiran’dan başka şehirlere yada komşu ülkelere geçmek gibi bir niyetiniz varsa, bilmeniz gereken şey belirgin bir otobüs terminalinin olmadığı. Örneğin İşkodra ya da Durres gibi şehirlere gitmek istiyorsanız otobüsler Zogu i zi meydanına yakın bir cadde üzerinde sokak arasında boş bir alandan kalkıyor. Ayrıca bu şehirlere giden paylaşımlı taksilerde var. Otobüslere göre biraz daha pahalı ancak daha hızlı gidiyor ve sizi nokta atışı adrese bırakıyorlar. Tek sorun bu araçların kalktıkları yerleri bulmak. Komşu ülkelere otobüs biletlerini satmak için seyahat acentaları devreye giriyor. Bu acentaların çoğu Zogu bulvarı üzerinde.


İŞKODRA (SHKODER)
İşkodra başkent Tiran’a 1,5 saat uzaklıkta Arnavutluk’un en kuzeyindeki il. Küçük bir şehir olması nedeniyle yürüyerek rahatlıkla gezilebilecek bir yer. Şehre Tiran yada Karadağ üzerinden geliyorsanız, Demokrasi meydanı (Sheshi democracia) yakınlarında bir cadde üzerinde otobüsten indirileceksiniz. Gözleriniz terminal aramasın çünkü yok. Tüm otobüsler kendilerine cadde üzerinde bir yer belirlemişler ve orası onların terminali olmuş. Bu arada İstanbul’dan direk İşkodra’ya giden Alpar turizm firmasının otobüsleri de stadyumun yanındaki alandan kalkıyor.
Kurşunlu camii avlu
Camii bahçesinde Osmanlı zamanından kalma mezar taşları var.
Kurşunlu camiinin yıkık minaresi ve kalıntıları

İşkodra’da Mi casa es tu casa isminde, demokrasi meydanına 3 dakika yürüme mesafesinde bir hostelde kaldım. Hostelin sahibesi Alma’dan aldığım bilgiler ve ufak şehir haritası ile şehri gezmem çok kolay oldu.
Arnavutluk nüfusunun %30 unu Müslümanlar  oluşturuyor. Enver Hoca yönetimindeki komünist dönemde tüm Arnavutluk’ta Osmanlı egemenliği sırasında yapılan camiler yerle bir edilmiş. Günümüze ulaşan eski camilerin sayısı bir elin beş parmağını geçmiyor. Diğer tüm camiler yakın geçmişte burada yaşayan Müslüman halk tarafından inşa edilmiş. İşkodra’da Rozafa kalesinin eteklerinde bulunan Kurşunlu camii de Tiran’daki Edhem bey Camii gibi, yıkılmadan günümüze ulaşan birkaç camiden biri. Rozafa kalesi ve cami merkeze 3 kilometre uzaklıkta. Ana yoldan döndükten sonra caminin yerini yerel halka sormak gerekli. Yolun alt tarafında kaldığı için fark etmeden geçip kaleye doğru devam edebilirsiniz. Cami yakın zamanda restorasyondan geçmiş. Avlusunda eski bakımsız halinin de fotoğrafları vardı. Caminin minaresi topçu ateşiyle yıkıldıktan sonra onarılamamış. Kalıntıları arka avluda duruyordu.
Rozafa kalesine ve Kurşunlu camiine giden yol
Rozafa kalesinden Bojana nehri

Caminin yukarısında Rozafa kalesi yer alıyor. Kaleye giriş ücreti 200 lek. Kale, Bojana nehrini tepeden gören güzel bir alana kurulmuş. Ancak içerisinde birkaç kalıntı dışında bir şey kalmamış. Manzarası için kaleye çıkmaya kesinlikle değer.
Tekrar ana yola çıktım. Rozafa kalesine dönen yoldan İşkodra merkezinin aksi yönünde biraz yürüyerek kaleden gördüğüm ahşap köprüye ulaştım. Amacım köprüyü geçip nehrin diğer tarafından İşkodra gölüne doğru gitmekti. Arnavutluk halkının sıcakkanlılığından daha önce bahsetmiştim. Örneğin göle giderken hem gidiş hem dönüşte otostop çektim ve her ikisinde de gelen ilk araca bindim. Ancak maalesef göl beklediğim gibi çıkmadı. Daha ilerileri nasıldır bilmiyorum ama benim gördüğüm yerler ıssız, bakımsız ve en önemlisi son derece kirliydi.
İşkodra gölü ve çevresi
Resim yazısı ekle

Merkezde bulunan İşkodra tarih müzesine uğradım. Eski iki katlı bir ev müzeye çevrilmiş. İçinde çok az eser var bu nedenle dışarıdan görmekle yetinilebilir. Alma'nın İşkodra’nın eski fotoğraflarını görmem için tavsiye ettiği Fotoğraf müzesine ise ilgimi çekmediğinden gitmedim.


Hostelde tanıştığım Japon ve Kazak gezginlerle

İşkodra’da Müslüman nüfusun Hristiyan nüfusa oranını bilmiyorum ama trafiğe kapalı olan Kole Idromeno caddesinde biraz yürüyünce Müslüman mahallesinden Hristiyan mahallesine geçiş hemen anlaşılıyor. İşkodra katedralinin de bulunduğu alanda dükkanlar, caddeler, insanların giyim kuşamı daha farklı.

İşkodra tarih müzesi
Ebu Bekir Camii
Kole Idromeno caddesi
İşkodra katedrali

Şansıma o gece Kole Idromeno caddesinde Arnavutluk’un bira markalarından birinin düzenlediği bir festival vardı. Havanın kararmasından sonra İşkodra halkı çoluk çocuk genç yaşlı bu bölgeye aktı. Meydanda kurulan sahnede canlı müzik performansları düzenlenirken ana sponsor olan bira firması 50 cc lik birayı 100 lek e satıyordu. İnsanların su gibi içki tükettiği ortamda bütün gece en ufak bir taşkınlık yaşanmaması, şık gece elbiseleriyle konsere gelen kadınlara tüketilen alkole ve erkek sayısının çokluğuna rağmen dönüp bakılmaması  dikkatimi çekti. Bizde yılbaşı gecelerinde meydanlarda sapıtan tiplerin bu ortamı görmesini isterdim. Kısa bir video aşağıda.

17 Aralık 2016 Cumartesi

AVUSTURYA / Viyana

Viyana, gezmesi, görmesi insana keyif veren bir şehir. Sokaklarında yürürken binaların düzeni, parklarının yeşilliği, renkli caddeleri ve ara sıra kulağınıza gelen vals tınıları dikkatinizi çekiyor. Yaşam kalitesi yüksek ve dünyanın en yaşanılası kentleri arasında. Sanat Viyana denilince akla gelen ilklerden. Strauss'un ve Mozart’ın memleketi.
Viyana’ya, Budapeşte'den bindiğim otobüs ile ulaştım. Bu rotada tercih ettiğim orangeways otobüs firması yaklaşık 9 euro karşılığında 3 saat 15 dakikada beni Viyana Praterstern istasyonuna ulaştırdı. Bu rotada bilet fiyatları normalde 20 euro dolaylarında ama online alımlarda böyle fiyatlar yakalamak mümkün oluyor.



Viyana'lılar güneşin tadını parklarda çıkarıyorlar.
Viyana’da gezmek için sadece 1 gece 2 günüm vardı. Bu nedenle Praterstern’e yakın stadtguttgasse caddesinde bulunan bir otelde kaldım. Bu bölgeden Inner stadt denilen tarihi merkeze ulaşmak yürüyerek 20-25 dakika sürüyor veya Praterstern istasyonundan metro ile birkaç istasyon. Hava güzel olduğundan ben yürümeyi tercih ettim. Ulaşım Viyana’da gelişmiş durumda ve metrolar, otobüsler, tramvaylar, trenler birbirlerine entegre.

Şehirde yaşayan bir çok Türk var. Hal böyle olunca Türk yemekleri konusunda hiç sıkıntı çekilmiyor. Merkezden biraz uzaklaşınca bol miktarda dönerci görmek mümkün. Ama gelmişken Avusturya’ya özgü bir şey denemek istenirse yenmesi gereken ilk şey şnitzel. Yanında ufak bir tabak salata ile servis edilen şnitzel tabağı 13 euro. Gerçi ödenen paraya göre insan biraz daha zengin bir masa bekliyor ama şnitzelin lezzeti gayet iyi. Ayrıca şehrin her yeri yemyeşil parklarla dolu ve buralarda kahve kokuları Viyanalıların kahveye olan düşkünlüğünü de gösteriyor. Şnitzel 'in ardından bir fincan kahve de mutlaka denenmeli.
Viyana’da Gezdiğim Yerler
Aziz Stefan Katedrali ve meydanı:(Stephansdom ve Stephansplatz) Viyana’nın simgesi olmuş, 12. Yüzyıla ait bu tarihi kilise, merkezde ilk fark edilecek tarihi yapı. Yapıldığı tarihten bu yana çeşitli zamanlarda restorasyonlar geçirmiş. Özellikle çatı bölümünün farklılığı göze çarpıyor. Viyana kuşatması sırasında katedralin kulesinden Osmanlı Ordusu gözlemlenmiş. Türklerin kesin olarak gelmeyeceğinden emin olduktan sonra 1900 lerin başlarında gözetleme alanı kapatılmış. Katedralin devasa çanı ise Osmanlı’dan elde edilen savaş malzemesinin eritilmesiyle yapılmış.
Katedralinde içinde bulunduğu trafiğe kapalı alanın adı Stephansplatz. Bu büyük meydan ve çevresindeki büyük caddeler hem coğrafi olarak hem de kültürel anlamda Viyana’nın kalbi.
Aziz Stefan katedrali
Viyana devlet operası: (Staatsopern) Dünyaca ünlü Viyana devlet operası binası Goethe caddesinde. 1869 yılında açılan opera binası Avusturyalıların sanata ne kadar düşkün olduğunun bir göstergesi. Hemen her akşam düzenlenen performansların biletleri yüksek fiyatlarına rağmen günler öncesinden tükeniyormuş. Her ne kadar operaya hiç ilgim olmasa da az kalsın kendimi Viyana’da ilk ve son gecemde opera izlerken bulacaktım. Şehri gezenlerin operalara ilgisinin farkında olan satıcılar Viyana devlet operasında bilet bulamayanlar için başka opera performanslarının biletlerini ısrarlı bir biçimde satmaya çalışıyorlar.
Viyana Devlet operası
Viyana Belediye Binası ve  Meydanı: (Rathaus ve Rathausplatz) Viyana belediye binası gösterişli mimarisiyle hemen dikkatinizi çekiyor. Bina yapıldığı ilk günden beri belediye binası olarak hizmet vermiş. Aynı isimle adlandırılan önündeki meydanda ise ben oradayken sirk ve yöresel ürünler pazarı kuruluydu. Meydanın diğer tarafında, yani Rathaus’un tam karşısında ise tarihi tiyatro binası burgtheatre yer alıyor.
Parlamento Binası: (Wiener Neustadt) 1883 yılında yapılan bu bina mimari olarak Yunan tapınaklarını andırıyor. Viyana’daki bir çok bina gibi parlamento binası da II.dünya savaşı sırasında her hangi bir yıkıma uğramamış. Parlamento binasının içi rehberli turlarla gezilebiliyor.
Milli tarih müzesi: (Naturhistoriches museum Wien) Bugüne kadar gezdiğim müzeler içerisinde en dolu olanıydı. Tarih çağlarından başlayarak hem dünya hem avusturya tarihi hakında bilgi sahibi olacağınız çok verimli ve büyük bir müze. Zamanım kısıtlı olduğu için 1,5 saatte gezip bitirdim ama bence daha fazla zaman geçirmeyi hak ediyor. Giriş: 10 euro.
Hofburg imparatorluk sarayı (Hofburg Wien) Viyana’nın en görkemli saraylarından biri olan Hofburg sarayı, Avusturya-Macaristan İmparatorluğu döneminde hanedanın yaşadığı yermiş. Günümüze çok iyi korunarak geldiği belli oluyor. Giriş ücreti pahalı geldiğinden sarayın avlusunu gezmekle ve dışarıdan fotoğrafını çekmekle yetindim. Sonradan internette yaptığım araştırmada sarayın içindeki müze bölümünde sergilenen eşyaların azlığı hakkındaki yazıyı okuyunca rahatladım. Görmek istediğim bir diğer saray olan şehrin dışındaki yazlık saray Schönbrunn’a ise zamanım kalmadığından gidemedim.
Hofburg sarayı

Michaelerplatz: Hofburg sarayının girişinin önünde bulunan meydan günün her saatinde hareketli. Viyana’nın tarihini havasını solumak için bence en ideal yer.

Michaelerplatz

St.Peter Katolik kilisesi ve meydanı (Petersplatz) Sadece yayalara açık Viyana’nın ünlü caddelerinden Graben ve çevresindeki sokaklarda gezmek Viyana’nın tarihi merkezindeki modern yüzü görmek, alışveriş yapmak ve sokak kafelerinde oturup birşeyler içmek için ideal bir bölge.
Graben caddesi.
Viyana dönmedolabı (Wiener reisenrad) Tıpkı Londra’da ki London Eye gibi Viyana ile özdeşleşmiş bir dönmedolap var Viyana’da. Londra’daki dönmedolaptan farkı ise yapılma tarihi. Viyana dönmedolabı 1897’de yapılmış. Neredeyse 120 yaşındaki bu efsaneye binmenin bedeli ise 9,50 euro.
Prater: Dönme dolabında içinde yer aldığı büyük bir alan Viyana’nın açık eğlence merkezi olarak döşenmiş. Viyana’ya gitmeden önce buranın gezilecek yerler listesinde olduğunu görünce şaşırmıştım. Gerçekten de bu bölge her yaştan Viyana’lıların özellikle hafta sonları doldurduğu büyük bir tema park. Ancak öyle iyi pazarlanmışki Viyana’ya gelen herkes burayı da ziyaret ediyor.